Maliye Bakanı Ağbal Açıklaması 'CHP'nin Vaatleri Yaklaşık 350 Milyar Lira Tutuyor'

Haber Tarihi : 01.06.2018 14:42:06 Maliye Bakanı Naci Ağbal, "CHP’nin vaatleri yaklaşık 350 milyar lira tutuyor. Mali disiplini her zaman önemsedik. Muhalefet partilerinin ortaya koydukları vaatlerine baktığımız zaman ciddi tezatlar var” dedi.
A +   A -

Maliye Bakanı Ağbal, İhlas Medya Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın konuğu oldu. TGRT Haber Gündem Özel programında Batuhan Yaşar’ın sorularını yanıtlayan Ağbal, global ekonomide olumlu gelişmelerin olduğunu, 2018 ve 2019 yılı içinde global ekonomide beklentilerin olumlu olduğunu söyledi.

Büyüme oranlarının yukarı yönlü devam edeceğini ve ticaretin artmaya devam edeceğini kaydeden Ağbal, “Reel ekonomiye baktığımızda bu kadar olumlu gelişmeler varken tedirginlik üreten gelişmelerde var. 2016 başından itibaren önce Amerika Merkez Bankası sonra da Avrupa Merkez Bankası bir normalleşme süreci içerisine gireceğini açıkladı.

Amerika Merkez Bankası piyasaya bırakmış olduğu parayı yavaş yavaş çekeceğini ilan etti ve bu programı uygulamaya başladı.

İkinci olarak; bu normalleşme ile beraber FED’in faiz oranlarını kademeli bir şekilde arttıracağı bekleniyordu ve bu süreçte başladı.

2018 yılında da faiz artırım süreci devam edecek. 2019 yılı içinde benzeri bir beklentinin olduğunu görüyoruz. Avrupa ekonomileri oldukça iyi gidiyor. Jeopolitik riskler zaman zaman olsa da Avrupa ekonomilerinde yatırım tarafı, tüketim tarafı, ihracat tarafı, genel ekonomik beklentiler son derece önemli. Avrupa ekonomilerinin olumlu gitmesinin Türkiye ekonomisine olumlu yansımaları var. Avrupa Merkez Bankasında da normalleşme süreci beklentisi var. Eylül sonu itibariyle piyasaya para vermeyi bırakacaklar. Normalleşme sürecini yürütürken Avrupa Merkez Bankası daha itiyatlı bir durum sergiliyor. Amerika ekonomisinde çok canlı bir aktivite var. Enflasyonist baskılar yukarı yönlü gidiyor, hem Avrupa’da hem de Amerika’da işsizlik oranının dip yaptığı seviyelerde. Bu da FED’in faizi yukarı çekme politikaları küresel sermaye piyasalarını doğrudan etkiliyor. Şubat ayı başından bu yana bu nedenle bir dalgalanma var. Artan faiz oranları tekrar sermayenin Amerika’ya, Avrupa’ya dönmesine neden olurken bu gelişmekte olan piyasalardan para çıkışını beraberinde getiriyor. Önümüzdeki süreçte küresel anlamda paranın maliyeti artacak, faiz oranları yukarı yönlü gidecek. İçinde bulunduğumuz dönemde başka bir gelişme de tedirginliği tetikleyen bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. O da petrol fiyatları. Özellikle son 2 yıldır olağanüstü artış seviyelerine girdi. Bu hem küresel enflasyonist baskıları arttırıyor hem de bizim gibi petrol ithal eden ülkeler bakımından cari açık üzerinde baskı oluşturuyor. Bugün küresel piyasalardaki dalgalanmaya neden olan önemli faktörlerden bir tanesi de budur. Üçüncü faktör ise Trump’ın yönetime gelmesi ile başlayan korumacılık. Trump yönetiminin küresel jeopolitik bağlamında yürüttüğü politikalar, küresel ekonomiye ilişkin verdiği mesajlar ve yaptığı uygulamalar aslında küreselleşme olgusunun yaygınlaştığı bu dönemden sonra yepyeni bir evreye bizi taşıyor. Amerika şunu söylüyor: Önce Amerika. Dün piyasaları tedirgin eden bir karara imza attılar. Bölgesel ticaret anlaşmaları, serbest ticaret anlaşmaları önüne bir takım ABD yönetimi engeller getiriyor. Küresel ekonominin bu kadar olumlu geliştiği bir evrede korumacılık yönünde atılan adımlar, bunlara ticaret savaşları diyoruz, küresel ekonominin geleceğine ilişkin belirsizlikler oluşturuyor” açıklamasını yaptı.

Küresel faiz oranlarının artması, petrol fiyatlarının yukarı yönlü gitmesi ve korumacılık eğilimlerinin artmasının finansal piyasalar üzerinde bir şok ve dalgalanma etkisi meydana getirdiğini vurgulayan Ağbal, “Bundan en fazla gelişmekte olan piyasalar etkileniyor. Şubat ayından bu yana Türkiye’nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkelerde bir taraftan sermaye hareketlerinde tersine bir gidişat var, faiz oranlarında yukarı yönlü bir gelişme var ve ister istemez beklentileri de olumsuz yönde etkiliyor. Bizim kendimize ait konularımızda var. Son birkaç yıldır içerdeki bir takım siyasi gelişmeler, 15 Temmuz alçak darbe girişiminin oluşturduğu faktörler nedeniyle ekonomide ister istemez yeni bir evreye girdik. 15 Temmuz’dan sonra ekonomide olağanüstü bir daralma beklenirken bunu önlemek için önemli tedbirler aldık. İçinde bulunduğumuz koşullarda enflasyon çift hanede. Bunu süratle aşağı çekmemiz lazım. Büyümeyi yukarıya sürüklediğimiz için cari açık tarafında da yukarı yönlü bir gidiş söz konusu. Küresel piyasalarda paranın kıtlaştığı bir dönemde Türkiye’nin küresel finansman ihtiyacı arttı. Bunları yan yana koyduğumuzda, ayrıca izlediğimiz ekonomi politikaları bağlamında maliye politikasında doğru bir tercihle geçici ve selektif bir maliye politikası izledik. Global konjonktürle Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyoekonomik siyasal koşulları yan yana örtüştürdüğümüzde aslında ekonominin reel tarafında çok güçlüyüz, küreselde de ekonomi çok güçlü. Ama yeni bir olguyla karşı karşıyayız. Küresel bağlamda faiz oranlarının yukarı gittiği, finansman maliyetinin arttığı bir dönemdeyiz, petrol fiyatlarının arttığı bir dönemdeyiz. Bu yeni küresel koşullara, küresel gereklere uygun ekonomi politikalarımızda estetiklerimizi kullanarak yeni bir evreye gireceğiz. Ekonomi politikalarımızda global ekonominin gerekleri Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre zaman zaman değişiklikler yapmak yazım. Ne yapacağız? Para politikasında sıkılaşma devam edecek. Para politikasındaki sıkılaşma, küresel piyasalardaki sıkılaşmanın paralelinde, onunla birlikte yürüyen bir politika alanı. Bizim enflasyonu tek haneye çekmek gibi kararlı bir amacımız var. Makro ekonomik istikrar için çok önemli. Maliye politikasında sıkılaşmaya gitmemiz gerekiyor. Para politikasındaki sıkılaşma, maliye politikasındaki sıkılaşma, yeni makro ihtiyati tedbir alanında tüketimi ve beklentileri yönetmeye dönük alacağımız tedbirlerle beraber yeni küresel koşullara uygun makro finansal bir çerçeve oluşturacağız. Bu çerçeve içerisinde gereken tedbirleri alacağız, çok yakında göreceğiz ki Türkiye yeni koşullara kendisini çok hızlı bir şekilde adapte edecek” diye konuştu.

Dünyanın yeni normal denilen bir evreye girdiğini ve faiz oranlarının önümüzdeki dönemde yukarı yönde gideceğini, petrol fiyatlarında yukarı yönlü bir trend eğilimi olacağını, korumacılık ve ticaret savaşlarının artacağını söyleyen Ağbal, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Özellikle küresel jeopolitikteki gelişmeler finansal piyasalar üzerinde etki meydana getirecek. Türkiye için güçlü bir siyasi iktidar olması lazım. Biz buna talibiz. 3,5 kat büyüyen bir Türkiye var, ihracatında 5 kat büyüyen bir Türkiye var. Yeni normal dediğimiz küresel koşullar içerisinde Türkiye her zamankinden fazla güçlü bir siyasi iktidara ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine ihtiyacı var. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin böyle bir ortamda gelmesi çok önemli. Bu konjonktürde hükümetin çok daha hızlı karar alması lazım, ekonomi politikalarındaki uyumun artması lazım, ekonomi yönetimindeki koordinasyonu bir tarafa bırakıp, tek noktadan ekonomi yönetiminin olması lazım. Yeni dönemde Merkez Bankası’nın bağımsızlığının aynı şekilde devam edeceğini ki hükümet olarak bunda kararlıyız. Eğer ekonomi yönetiminde dağınık bir yapı varsa koordinasyon mekanizması kurmanız lazım. Bizim farklı farklı yapıları dağıtmak yerine ve bu yolla koordinasyon sağlamak yerine ekonomi yönetimini tek elden bir emir komuta zinciri içerisinde götürmemiz lazım. Ama bu emir komuta zinciri nerede? Tabi ki, hükümet içindeki kurumlar arasında. Para politikasını uygulayan Merkez Bankası tamamen ayrı, o kendi kanunundan gelen fiyat istikrarını sağlamak için kurumsal araç bağımsızlığına sahip, sadece ileriye dönük ekonomi politikalarının belirlenmesi noktasında hükümet ile ortak politikalar oluşturuyor ama araç bağımsızlığı bakımından tamamen dışarıda. Ekonomi yönetiminde 3 sac ayağı var. Bu 3 sac ayağının, yani reel sektör, finans sektörü ve kamu ekonomisi sektörünün tek elden yönetildiği, koordinasyondan ziyade birbirine senkronize olmuş, karar alma noktasında çok daha hızlı hareket edebilen, toplanıp anında kararlarını verebilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, yeni normal dediğimiz global ekonomik koşullarda Türkiye için büyük bir şans.”

Dövizdeki dalgalanmaya yönelik Batuhan Yaşar’ın sorduğu bir soruyu yanıtlayan Ağbal, “Merkez Bankası, piyasa beklentilerine uygun olarak alması gereken kararları aldı, ileriye dönük olarak gereken her türlü kararı da almaktan kaçınmayacağını ifade etti.

Piyasayla şu anda çok güçlü bir iletişim kurdu, ileriye dönük politikaları bakımında yol haritası oluşturdu ve para politikasındaki bu duruşunu kararlı bir şekilde devam ettirecek. AK Parti hükümetleri olarak maliye politikalarında nasıl, ne zaman, ne gerektiyse yaptık. Seçimlerden hemen sonra yapılacaklar ve orta vadeli program ile birlikte yapılacak çalışmalar. Bir; maliye politikası, para politikasına destek verecek. Merkez Bankasının enflasyon ile mücadelesi noktasında gerekli sıkılaşmayı yapacak. Bunu iki kanaldan yapacak. Bir tanesi; bütçe disiplinini güçlendirecek adımlar atacağız. Burada kamunun gelir, gider, kaynak dengesini parasal sıkılaştırmanın gerektirdiği ölçüde sıkılaştıracağız. İkincisi; enflasyonist beklentileri aşağı çekecek şekilde kamu fiyat ayarlamaları, vergi ayarlamaları bütün bu araçları kullanacağız. Para politikası ile maliye politikası arasında oluşturduğumuz bu senkronizasyon, piyasaların Türkiye’ye özgü riskler dediği olumsuz beklentileri de tersine çevirecektir. Son 2 yıldır Maliye Bakanlığı vergi ayarlamalarını yapmak konusunda Merkez Bankasının ihtiyacı olan alanlarda vergi ayarlamalarını yapmadı. Gerektiği alanlarda kamu fiyat ayarlamalarını yapmadı. Enflasyona bağlı fiyat artışlarını farklı araçları kullanarak Maliye Bakanlığı düşürdü. Seçimi atlatacağız, arkasından bütün bu politikalarla ilgili bugüne kadar attığımız adımları çok daha pekiştirecek adımlar atacağız” cevabını verdi.

Bütçe açığına ilişkin değerlendirmede bulunan Ağbal, AK Parti’nin bir işi yaparken hesabını yaparak yola çıktığını belirterek, “Biz son iki torbada farklı toplum kesimlerini ilgilendiren önemli düzenlemeler yaptık. Tabi burada sosyal açıdan en önemli düzenleme emeklilerimize dini bayramlarda 1.000 TL bayram ikramiyesi vermiş olmamız. İkincisi; 65 yaş aylığını da 266 TL’den 500 TL’ye çıkardık. Emeklilere yapmış olduğumuz bu düzenlemeleri AK Parti’nin sosyal devlet anlayışının bir parçası olarak görüyoruz. Bunun elbette bütçe ayağı da var, bütçe ayağını da yönetebilir miyiz diye oturup çalıştık. Yaklaşık her iki düzenlemenin kamu maliyetine etkisi 23.6 milyar lira yaptığımız çalışmalar bizim bunu yöneteceğimizi gösteriyor. Kamu harcamalarında kamu kaynaklarında ilave imkanlar üretmemiz lazım, kamu harcamalarının yapılmasıyla ilgili mekanizmalarda bazı değişiklikler yapmamız lazım, biz bunu yapmak istiyoruz” şeklinde konuştu.

Ağbal, emeklilere 1.000 TL değil 500 TL bayram ikramiyesi verileceği yönündeki iddialara ilişkin ise, "SSK ve Bağ-Kur emekli aylığı alan emekli kardeşlerimiz ve Emekli Sandığı emeklileri, emekli aylığı tutarlarına bakılmaksızın her birisi bu hafta içerisinde 1.000 TL alacak. Hiçbir şekilde 500 TL söz konusu değil" dedi.

Ağbal, bu düzenlemenin bir defaya mahsus değil kalıcı olduğunun altını çizdi.

"PARA POLİTİKASININ GEREKTİRDİĞİ MALİ SIKILAŞTIRMAYI BİR AN ÖNCE YAPMAMIZ GEREKİYOR"

Son torba’da iki ayrı düzenleme daha yapıldığını kaydeden Ağbal, kamu alacaklarının yapılandırılması kapsamında bütçeden ayrı 15 milyar TL civarında ilave gelir beklenildiğini ifade etti.

Benzer ve daha fazla bir geliri gelecek sene de beklediklerini dile getiren Ağbal, “Bu torba tasarı içerisinde imar barışı düzenlemesi yaptık. Bu düzenlemeden de kamu maliyesine önemli bir gelir gelecek. İki aşamalı düşünüyoruz; birincisi bu yıl da gelecek yıl yapmış olduğumuz yeniden yapılandırma ve imar barışı düzenlemelerinin bütçe gelir tarafına son derece olumlu performansı olacak. Yaptığımız emekli aylığı düzenlemelerinin bu gelir artışlarıyla kompanze edileceğini görüyoruz. Hesabımızı zaten bunun üzerine kurduk ama ‘bu iş bitmiştir’ de demiyoruz. Biz kalıcı devam edecek bir program başlattık. Emekli aylığında gider atışlarını kalıcı, dengeleyici Kamu Maliyesi tedbirleriyle düzeltmemiz lazım. Bunun ile ilgili de çalışmalarımız yapılıyor, herhangi bir şekilde vatandaşlarımıza ilave büyük getirecek halimiz yok öyle bir planımız yok ama ekonomideki gelişmeler bütçe dinamikleri bize burada oluşan genişlemenin farklı kanallarla farklı araçlarla dengelerini bileceğini söylüyor zaten bir sürü söylüyoruz para politikasının gerektirdiği mali sıkılaştırmayı bir an önce yapmamız gerekiyor. Bu konuyla ilgili çalışmalarımız var” diye belirtti.



"CHP’NİN VAATLERİ YAKLAŞIK 350 MİLYAR LİRA TUTUYOR"

Yaşar, Ağbal’a kendisinin muhalefete ilişkin plan yapmadan ortaya koyduğu vaatlerle ilgili açıklamalarını anımsattı. Ağbal, bunun üzerine şu açıklamada bulundu:

"Öyle vaatlerde bulunuyorlar ki kesinlikle iktidara gelme niyetleri ve ümitleri yok. Dolayısıyla ‘biz bunları söyleyelim’, Nasrettin Hoca’nın göle maya tutması gibi ‘belki tutarsa’ diyorlar ama eğer gerçekten iktidar sorumluluğunu devralma bilinci isteği arzusu ve kararlılığı olsa gerçekten bu şekilde bir seçim beyannamesi geliştirmezler. Matematiği bildiklerini varsayıyorum, çünkü geçen gün arkadaşlar bir çalışma yapmışlar maliyede, bir partimizin seçim beyannamesinde ki vaatleri üst üste topluyorsunuz 350 milyar lira bir rakam çıkıyor. Bizim yıllık bütçe açığımız 67 milyar lira, 550 milyar liralık bir harcama atışından bahsediyorlar. Ya yaptıkları vaatlerin kamu maliyesine olan etkisini hesap etmiyorlar, ya da hesap ettikleri halde nasılsa iktidara gelme şansımız yok diyerek söylüyorlar. Elbette her muhalefet seçime giderken topluma vaatlerde bulunacak, kimsenin planı programını eleştirecek halim yok ama en azından yapılan çalışmalarda biraz daha hesaba kitaba dikkat edilmesi gerekiyor. CHP’nin vaatleri yaklaşık 360 milyar lira tutuyor. Biz hükümetiz, iktidar sorumluluğunu taşıyoruz, bu ülkeyi daha ileriyle taşıma kararlılığındayız, bu yüzden mali disiplini her zaman önemsedik. Muhalefet partilerinin ortaya koydukları vaatlerine baktığımız zaman ciddi tezatlar var. Aynı dökümanın içerisinde bir taraftan mali disiplinden bahsedeceksiniz, bir taraftan ekonomik istikrardan bahsedeceksiniz, finansal istikrardan bahsedeceksiniz, ondan sonra ‘bunu sildim, onu almıyorum şuna veriyorum, şunu yıkıyorum, şunu kapatıyorum, şunu parçalıyorum’ diyeceksiniz. Ülkede tuğla üstüne tuğla koyacak bir iş söyleyin. Hem mali disiplin diyorsunuz, hem de aynı seçim beyannamesinde mali disiplini ekonomik istikrarı tehdit edecek hesabı kitabı olmayan söylemleriniz var. Kaynak göstermiyor çünkü iktidara gelme gibi bir düşüncesi yok, tamamen popülizm." Ağbal 1990’lı yılların getirdiği birikimlerin faturasını, bugün hala vatandaşın ödediğini sözlerine ekledi.

"16 YILDIR MALİYE BAKANLIĞINDA HER GÖREVİ YAPTIM, BİZİM BAKANLIKTA BÖYLE BİR DANIŞMAN YOK"

Danışmanlara 30-40 milyar TL verildiği yönündeki söylemlerin doğru olup olmadığına yönelik bir değerlendirmede bulunan Ağbal, söylemlerin ilginç bir siyasi polemik olduğuna dikkat çekti. Bütçedeki harcamaların nereye yapıldığını anlatan Ağbal, "İfade edilen vaatlerin kaynağı sorulduğunda pragmatik bir yaklaşımla Maliye Bakanlığı’nın harcamalarını gösteren bütçe tablolarına bakılmak suretiyle bir hazine bulduk yaklaşımı içerisinde bir söylem gelişti. Önce 30 milyar denildi sonra yetmedi 40 milyar denildi, ‘Bak burada kaynak var bu kaynak danışmanlara ödenen bedeldir’ denildi. 16 yıldır Maliye Bakanlığında her görevi yaptım, bizim bakanlıkta böyle bir danışman da yok. Daha da ileriye taşıyarak, ‘bu kaynağın adresi merkezi yönetim bütçesinde yer alan 03, 5, 1, 90 tertibi, yani diğer müşavir firma ve kişilere ödemeler tertibinde sizin 2013 ile 2017 yıllarında kullandığınız 40 milyar para var’ denildi. Ben de baktım nedir diye, para 40 milyar değil de 39 milyar 967 milyon. Bu harcamalar vatandaşa yaptığımız harcamalar. Bu rakamın 24.5 milyarı aile hekimliği harcamaları. İkinci kalem engelli bireylere verilen özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti harcamaları 8.6 milyar. Üçüncüsü, özel kuruluşlarda engelli bakım hizmeti harcamaları ise 540 milyon lira. Biliyorsunuz dershaneleri kapattık burada yine 2.7 milyar lira para harcamışız. O paralar müşavir ve danışmanlara değil öğrencilere gitmiş. Milli Savunma Bakanlığı’nın ihtiyacı olan NATO’yla ilgili konularda 1 milyar liralık bir harcama var. ÖSYM’nin sınav hizmetlerine 869 milyon lira harcamışız. Cin fikirli bir şekilde kaynağı buldum diyebilirsiniz ama biz bütçede her harcadığımız kuruşun hesabını veriyoruz" ifadelerini kullandı.

"BU YIL 15 MİLYAR LİRAYI AŞAN BİR GELİR BEKLİYORUZ"

Yeniden yapılandırma kapsamında başvurulardaki son durumu aktaran Ağbal, “Bugünden itibaren yeniden yapılandırma başvuruları için ödemeleri de almaya başladık. Tabi ilk günler, henüz daha yeni başlıyoruz. Önceki 2 yapılandırmadan bugüne kadar 40 milyar liralık bir tahsilatımız oldu. Bu yıl da 15 milyar lirayı aşan bir gelir bekliyoruz. Özellikle gelir beklentisi daha fazla bu sene çünkü peşin ödemeye olağanüstü bir indirim getirdik yani 100 bin lira borcu olan bir vatandaşımız, 2014 yılından beri var vergi borcu var, bugün olmuş 170 bin lira, 102 bin lira ödeyip, bütün borcunu kapatabiliyor. Bu düzenleme kapsamında yaklaşık 183 milyar liralık bir kamu alacağı var. 119 bin lira vergi alacağı yaklaşık 63 milyar lira da Sosyal Güvenlik prim alacağı var. Büyük bir kampanya başlatıyoruz televizyon ekranlarını kullanacağız, tanıtım filmleri olacak borcu olan vatandaşlarımıza mektuplar göndereceğiz, olağanüstü bir kolaylık" dedi.

MASAK’ın (Mali Suçları Araştırma Kurulu) FETÖ şirketlerinin faaliyetlerine yönelik inceleme ve çalışmalarına dair konuşan Ağbal, FETÖ’ye yönelik yürütülen mücadelenin içerisinde MASAK’ın ayrı bir yer olduğunu ifade ederek, "Adalet Bakanlığı İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı arasında güçlü koordinasyon var. MASAK’ın buradaki rolü, bu terör örgütüyle iltisaklı olan ve ekonomik faaliyet yürütenlerle ilgili maliye durum araştırmalarını yapmak, kara para aklama terörün finansmanı bağlamında diğer kurumlara destek vermek. On binlerce bu şekilde gelmiş dosyalar var. MASAK mali durum araştırmalarını yapıyor mali analiz raporları üretiyor ve bunları savcılıklara mahkemelere İçişleri Bakanlığı’na gönderiyor. Ayrıca doğrudan doğruya Gelir İdaresi Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu ile bağlantılı ve beraber. Özellikle FETÖ’ye finansman sağlayan finans kuruluşları ve de sektör kuruluşlarının inceleme,kara para aklama faaliyeti varsa bunun önlenmesi veya bunun tedbirin alınması konusunda çalışmalar yürütüyor. MASAK’ın iş yükünün yüzde 90’ı FETÖ terör örgütüne dönük mali mücadele ile devam ediyor” açıklamalarında bulundu.

(İlker Turak - Yağmur Yıldız /İHA)